20 Kasım 2010 Cumartesi

Öncesi ve Sonrası

Epey zaman geçmiş yazmayalı ki bunu farketmemi sağlayan ufak bir tarih olmasa sanırsam epey bir süre daha yazma ihtiyacı hissetmeyecektim. Çok garipti çünkü yazılanlardan sonra yaşananlar; hayatıma girenler, hayatımdan çıkanlar, etkilediğim ve etkilendiğim şeyler. Hepsi neredeyse tamamen değişmişti. Hatta tepkilerim bile değişen şeyler arasındaydı.
Değişik duygulardı beni bazı şeyleri yazıya dökmeye iten. Hüzün vardı genelde, saçma sapan açığa çıkan melankolik duygular sebebiyle. Bu yüzden yazamadım sanırsam. Sevinçlerimi yazıya dökmeye uğraşmamıştım hiç. Onları yalnızca yaşanıp ardımda bırakılacak güzel hatıralar olarak, yazdıklarımı ise her zaman benimle beraber kalmasını istediğim, farkettiğim hali ile saçma sapan duygularım olarak görüyordum. Kendime göre haklı sebeplerim vardı belki de; kimseye anlatmayı düşünmediğim duygulardı çoğu. Yalnız geçen akşamlarda, yolda yalnız başıma yürürken ya da yalnız herhangi bir durumda iken zihnimde mırıldandığım saçmalıklardı. Saçmalıklardı çünkü olayların getirdikleri ve götürdüklerini çok net olarak gördüğüm son bir buçuk yılda kendime çektirdiğim eziyetlerden başka şeyler değildi yazıya dökülenler.
Sürekli zihnimde dönmeye başlıyorlardı bir süre sonra. Mırıldanmalar anlamlı fısıltılar halini alıyor ve bir süre sonra net bir şekilde beynimi kemirmeye başlıyordu o cümleler. Anlamlı gelmeye başlıyordu bir süre sonra ama anlamlı olan herhangi bir şeyin aksine normal hayatımda yapmaya çalıştığım bir çok şeye de engel oluyordu bu cümleler. Yazma sebebim de tam olarak buydu zaten. Zihnimi açmalıydım bir şekilde, inatla dibe yuvarladığım hayatımı hiç değilse tekrardan yüzeye çıkarmalı ve hatalarımı düzeltmeliydim. Boşuna çabalamışım oysa ki.
Sorun zihnimdekileri kağıtlara döküp saklayıp, saçma melankolik duygularımın sürekli olarak içimi, düşüncelerimi kemirmesine izin verip ve tüm bunlara karşı koymamakla kalmayıp, dış dünyaya karşı kaybettiğim kendime güvenimi ve kendi kontrolümün iplerini tekrardan elime almak için güç harcamamamdı. Bu yüzdendi işte kendimi aşağılamalarım, sessiz, düşünceli tavırlar içinde kendi kendime eziyet çektirmelerim, gülümsemeyi bile kendime çok görmem gibi bir ton zamanımdan çalınmış saçmalık.
Tüm bunları kapsayan ve geçmiş senelere göre çok daha kötü geçmiş 1 senenin ardındandı sanırsam kendimi bulmam. Yapmış olduğum, temel iki ana tohumdan - çevresindeki her şeyi yok ederek yerleşen bambaşka kökler gibi - yayılan bir sürü hatadan sonraydı yeniden gücümü toplaman, olaylara tüm açıklığı ile bakmaya çabalaman ve zihnime yerleştirdiğim sorunları ufak ufak dışarı atmaya başlamam. Zor olacağı belliydi apaçık ama yapmalıydım da. Tüm bu saçmalıkların başından beri yanımda olan ve beni kesinlikle çok daha kötü düşüncelerle karşılaşmamdan koruyan, resmen bana çözüm yollarını tüm çıplaklığıyla gösteren Çağlar'ı bile dinlememeye başlamıştım. Ne kadar aptallaşmışım...
Her neyse, kendi kendime bir şeyleri çözmeye başladığım tarihtir belki de; Çağlar ve Ekin karşısında durmuş, yaramazlık yapmış ufak bir velet gibi onların sözlerini dinlediğim gece. Epey yürümüştük yine sıklıkla yürüdüğümüz caddede. Zihnimden atamadığım saçmalıklar onları da zor seçimler aşamasına getirmişti hatalarımdan dolayı. Çok şey anlattılar, uzun uzun, her bir sözün bile fazlasıyla değeri vardı o gece. Ama çok daha farklı bir şey farketmiştim o kadar sözün arasında. Sözler bu konu hakkında da değildi, lafı bile olmamıştı hatta, ama kesinlikle belli bir sonu gösteriyordu. Saçmalıklarla dolu o kadar süre boyunca yanımda olan Çağlar'ı ve daha sonradan aramıza katılmasına rağmen yeri önem basamaklarında yer etmiş Ekin'i kaybedeceğimi. Bilmiyorum o anki düşüncelerim bencilce zihnimde yer etmiş düşüncelermiydi ama olmamalıydı bu. Onca kötü zamanda yanımda olmuş insanlara en azından vefa borcumu ödemek adına olmamalıydı.
Kayırmak gibi olacak belki de ama Çağlar'ın hayatımdaki önemini kendi kendime kıyaslarken bile tam hakkıyla anlatamam gibi geliyor. Çok küçük hatta eşcinsel duygularmış gibi dörünen detaylar belki de ama onunla yaşadığımız her şeyin apayrı bir yeri var hayatımda. Unutamadığım bir çok anıdan biridir; bir keresinde evin aşağısında kavga var diye yalan söyleyip, onu kandırıp aşağı indirdiğimdeki yüz hali. Önemsemenin, değer vermenin yüzdeki karşılığıydı tam olarak. Ve sonrası sanırsam yine kalbini kırmıştım. Ve bunun gibi daha çok anım var Çağlar'la çokta uzun sayılmayak bir zaman dilimi içinde yaşanmış. Tonla edilmiş sohbet, kahkahalarla geçen zamanlar, gözyaşları... Hep yanımdaydı kısaca ve eminim ki kendimden uzaklaştırcak bir sürü hatama rağmen yanımdaydı. Hiç söylemedi açıkça ama gözleri kalbini kırdığım zamanlar açıkça ele veriyordu onu. Hatta uzak durmaya çalışıyordu benden ama ortaklaşan dünyamız buna engel oluyordu. Bilmiyorum çoğu kez nefret ettirdim kendimden belki de. Ama açıkça söylemeliyim ki şu an hayatımda güzel olan her şey çoğunlukla Çağlar sayesindedir.
Ve bu olaylar sonrası, kendimi toparlama çabalarım iç dünyamda etkili olmaya başladığı zamanlar. Nam-ı değer Yarim'le tanışmam kısacası. Doğruyu söylemek gerekirse bu kadar güzel geçeceğini tahmin etmemiştim o zamanlar onunla geçireceğim zamanı. Gerçekti yaşanan her şey, atılan her adım, hissedilen her duygu, söylenilen her söz ve çok daha fazlası, her şeyiyle gerçekti. Onunla tanışmamdan sonra gerçekten mutlu olmanın ne olduğunu anlamaya başlamıştım, kalbim atmaya başlamıştı adeta, ruhum bir anlam kazanıyordu ve içimdeki saçmalıklar teker teker atılıyordu sıkıştırıldıkları yerlerden.
Yazmama nedenimdi işte kendisi. Geçmişimdeki saçmalıkları unutturmuştu, o depresif ruh halini atmıştı içimden. Sevgi yüklemişti onun yerine. Mutluluk bolca... Ve belki de bir sorundu bu güzellikleri ifade edecek kelimeleri bulamamam. Zihnimde çok nadir olarak fısıltılar duyuyordum ama onlarda kayboluyorlardı kısa sürede. İşin garibi genellikle net sesler duyuyordum ama onlara bile konsantre olamadan çok daha güzel duygularla doluyordu içim ve o seslerde anlamsız kalıyordu.
Hayatın akması deniyor sanırsam bu duruma. Sabit herhangi bir düşünceye, duyguya takılmadan daha iyisini aramaya, onu bulmaya çalışmaya ve bulduğunda eskinin çok daha ilerisinde olmaya. Ondandır ki yazma ihtiyacı hissetmedim çünkü duyguları saklamak yerine yaşamayı seviyorum artık.

B.B.
20.11.2010

Not: Çağlar'a ve Yarim'e sonsuz teşekkürlerimle...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder